91

Nil’in dolmuştan son inen olma hikayesi vardı. O hikayeden sonra dolmuştan son inmemeye dikkat ettim hep. Çünkü çok feci dalga geçmiştik kızla. Ben de o duruma düşmemek için hep kastım dolmuştan inerken.

Ancak bugün ne oldu? Anlamadım işte ne olduğunu! Bir baktım benden sonraki kişiye kaptırmışım sonuncu inmeme şerefini! Moralim bozuldu biraz. Neyse ki katafalk çalıyordu metronoma ayarladım adımlarımı, unuttum gitti…

90

Kızılay’a giderken belediyenin temizlik görevlilerinin süpürgeleri dikkatimi çekti. Yılların el yapımı çalı süpürgelerini bırakmışlar aynı tasarıma sahip plastikten süpürgeler kullanıyorlar. Nedir abicim paraya kıymaya mı karar verdiniz de mi çalı süpürgeleri bırakıp telleri daha sık daha kaliteli olana geçebildiniz? Hayır iyi daha güzel temizler onlar da çalı süpürgeler de bir başkaydı be abi.

89

Bizim evden caddeye çıkmak için yokuş çıkıyorum. Senelerdir çıkıyorum ama bugün fark ettim çıkarken ister istemez öne eğiliyorum, nefesim yetmiyor bazen falan… Yani hızlı da çıkarım genelde, pek zorlanmam ama yaşlandım mı nedir. Hele soğuk havalarda o soğuk burnumun içlerinden ilerleyip ciğerlerimi yakmıyor mu! O zaman “Ankara’nın Dikmen’i” diyorum hep =)

88

Otobüs yolculuklarımda genelde 42 numarada oturuyorum. Neden bilmem ama bilet alırken 42 boş mu diye soruyorum hep.

87

Saçlarımı çok seviyom lan =) Dalgalılar aslında ama hiç taramıyorum, bide kabarmasın diye bukle köpüğü kullanıyorum böyle iyice gıvırcık oluyom ehehe…

86

Hayır efendim, kendimi durduracak değilim! Burada format kaygısı taşıyacaksam o zaman formatın ağzına sıçramış olurum ki.

Birkaç şeyden bahsetmek istiyorum şimdi. Ben yorum fakiri bir insanım gibi geliyor bazen bana, böyle okuyorum veya bakıyorum, feci hoşuma gidiyor ama dışarı gık çıkmıyor abi. Hayır beğendiğimi bir şekilde dışa vurayım istiyorum, yapamıyorum. Ha “ay çok güzel, çok sevdim, bik bik” gibi saçmalamak da istemiyorum ki. İçimde kalıyor genelde…

Feci uykum var bu arada. Kapiçino (ilk defa yazdım galiba bu kelimeyi) varmış bide çikolatalı kayfe. Kapiçikulata yaptım bende uykum kaçsın, uyuyup da düzenimi bozmuyum falan diye. Kesmezse yarım bardağa 3 kaşık kahve atıp fondip yapıcam beybi.

İşte böyle bir kelimeyi ilk kez yazdığını fark etmek çok garip aslında. “Oha bu böyle mi yazılıyormuş lan, eneee” diyorsun falan… Garip duygu…

Dediğim gibi bukadar yazasım varken kendimi durdurmam saçma ki… Yani saçmalasam bile saçma ki…

85

Çok mal durumdayım şuan aslında. Yol yorgunuyum, uykum var mı yok mu karar veremiyorum. Adana’ya gidiş gelişlerimde Yeni Adana’yı kullanıyorum hep. Gidişlerimden memnun olsam da dönüşlerimden pek memnun olmazdım. Bu sefer gayet memnundum. Ne klimalar çok soğuktu ne de muavinler kıllık yaptı. Ayrıca gayet güzel uyuyarak geldim paşa paşa.

Otobüsten indim, buz gibi kupkuru Ankara’mın havasını çektim içime, mutlu oldum lan =) 2 günlük alışık olmadığım yoğum nemden sonra mis gibi geldim evime. Uyuyayım dedim, uyuyamadım. Zaten savaş çıkmış 2 günlük yokluğumda!

Birde paso blogumla uğraştım soğudum soğuycam o derece uğraştım. 10 yazı ard arda boru değil. O yüzden uzun bir süre baş baş =)

84

Bayan vokalleri seviyorum lan. Tori Amos mesela, hiç bir vokal benim için bu kadar değerli değildir. Seviyorum lan kadını, çok tatlı huzur veren bi sesi var, ayrıca kızıl ehi =)

Sonra Özge Özkan var Catafalque’ın vokali. Archangel’s Touch parçasını ilk dinlediğimde sesine kulağıma inanamadım! İnsanın içine işleyen süper ötesi tatlı bir sesi var yahu. Sonra Butterfly Inside da daha bir tatlı ton vermiş sesine, dinlerken kendimden geçtim. Bu arada “katafalk gotik gurup lan, gotik misin sen” diyene kafa göz dalarım!

Bunlar dışında Vega’nın vokalisti var güzel biraz, sonra Lacuna Coil’inkini de çok severim ki… vardır daha başka…

83

Lan lan! Çok eski bir duyguyu yaşıyorum şuanda; "internet cafede sıkışıp da tuvalete gidememek" =) Evet beybi, benim için çok eski ve özel bir duygudur. Lisedeyken okulu kırıp veya dershane çıkışı cafelere gidişlerimde çok yaşamışımdır bunu. Ancak onların tuvaleti çalışıyordu buranın çalışmıyormuş, ne bok yicem ben 23'e kadar beybi? Artık otobüs garına kadar tutacaz ne diyem mahmut mu diyem?

82

Yahu Ekşi sözlükte hala çaylağım ben! Onay bekleyen çaylak da değil, 10 entrysini tamamlayamamış çaylağım! O 6.yazıdaki İzmirli insanla tanıştığım sözlükte çok pis yazardım ben. Sonra sözlük kapandı ben bu sözlük olayından öyle bir soğudum ki kaç ayda ancak 5 entry girebildim. Zaten tüm her şeyimi sevgili bloguma döktüğüm için oraya da pek bir şey kalmıyor, hadi onu geç sözlük formatında cümle kuramaz oldum. Özlüyorum aslında lan! Tekrar aynı formuma karışabilsem keşke...

81

Hani MerFee vardı ya Flickr'da, profiline baktım öylesine, bir link gördüm blogu varmış meğersem. Ocak'tan beri de yazıyormuş meğersem. Fotoğrafları gibi çok da eğlenceli hem. Otobüsümün kalkmasına 2,5 saatim varken vakit geçirmek için süper oldu valla.
Almanya'ya gelmişiz meğersem =P

80

İkidir rüyamda makine inceliyorum ama makinenin vizörü çok salak. Böyle baktığında pozometre değerlerini görmek için biraz yukardan bakman gerekiyor ama o zaman da kadrajı göremiyorsun falan. Hem makine de D40'dı heralde ehehe. Hatta Kutay vardı yanımda da.

O değil iki kez neden gördüm ki aynı rüyayı? İki kez aynı rüyayı görmek ne demek ki? Asıl o değil makine neden D40 ulan? Yok abi ben bu vizör olayına baya taktım...

79

Lise'de Beril diye bir kız vardı. Tüm diğer ilginçliklerini bir kenara bırakıp tek bir özelliğine değinmek istiyorum; “Ram” yetmezliği! Evet bildiğimiz ram, böyle bilgisayarlardaki geçici sanal bellek var ya, o.
Aslında konuyu tüm öğrenim hayatım boyuncaki (boyuncaki'nden başka kelime kuramadım lan) gözlemlerimi Beril üzerinden aktarıcam.

Konu gayet basit, hoca bir şey yazdırıyor herkes gayet güzel yazarken bu kız hep geri kalıyor. Neden? Ram’i yetmiyor kardeşim. Kısa süreli x kadar bilgiyi aklında bir süre tutabiliyor fakat x+y ye çıktımı bilgiler, ya da hoca birazcık hızlı söyledi mi veya kız biraz geç kalsa yazarken hemen "ay bidakka" diye çığırıyordu. Sonra etrafından gelen "hep geç kalıyorsun ama bıdı bıdı…" tepkilerine laf yetiştirirken "overflow" oluyor arkadaş, tümden gidiyor aklındakiler de....

Şimdi bunun nedeni bu sevgili arkadaşımızın x değerinin normalden az olması. İnsan beyni belirli bir zaman için ortalama 7 değişken saklayabiliyor diye biliyorum. Şimdi beril'de bu 3 desek sınıf genelinde 5 desek her şeyi daha iyi anlamış olursunuz. Yani iddia ediyorum ki insan beyninde de ram vardır!


Not: Evet "iddia ediyorum" serime de başlıyorum yavaşan. Ayrıca yazının sonunu getiremedim, saçma kapadım biraz =)

78

Sakarya caddesindeki ağaçlar canlı değil mi şimdi? Döverim olum sizi! Ağzınıza sıçrarım lan!
Kimisinin susuzluktan yaprakları yanmış,yarısı kurmuş kısmen ölmüşler, kimisi tümden ölmüş zaten. Yazık olum canlı lan onlar! Suluyoruz ayağına ne döküyorsunuz köklerine? Ya da suluyor musunuz? Dikkatli bakın Sakarya’dan geçerken, kaç tane "sağlam" ağaç göreceksiniz...

77

Adana'da duvarlara "ADS"(Adana demir spor) yazıyorlar paso. Başkaları da bunların sonuna "L" ekliyorlar paso. Bildiğimiz ADSL'den başka bir anlamı var mı bilmiyorum ama her görüşümde "ÇARŞI" yazılarının "PİÇARŞI" olarak değiştirilmesine benzettim paso. Ne bilim saçma işler ki…

76

Adana’dayım ki ben. Yaz okulunun finaline geldim, 5 yıldızlı ordu evini bırakıp gittim yurda yerleştim. Neymiş efendim “çok geriyormuş öyle lüks yerler beni” mazereti üstünden “saçlarım uzadı olum almazlar şimdi, kestirmem de artık” bahanesiymiş.
Bu ne sıcak olum lan? Bu ne nem lan? Hayır bide yurdun en üst katındayız, esiyor ama saf nem esiyor lan! 1 günde özledim Ankara'mın kuru havasını. Ha birde ordu evindeki 37 ekran televizyonu. Televizyonsuz zaman geçiremiyorum ki.
Finalin nasıl geçtiğini bilmiyorum ama hocayla konuştum bana yetecek notu verecekmiş, çok feci mutlu sevindim lan! Verin elinizi öpem hocam falan...
Sonra o heyecanla eşyaları aldım, çıktım yurttan gittim "otbüs yazaaane"sine. Lan? En erken otobüs 23:30 da varmış. Arkadaşla buluştum yemek yedim, şimdide internet cafede bu satırları yazıyorum. (Pis geyik yapmak güzel ara sıra)
Hayır o değil 1 tane fotoğraf çekemedim, yine gece yolculuk yapıcam yine çekemiycem ki...
Bu arada bu cafenin koltuklar da şahaneymiş. Böyle arkaya doğru baya yayılabiliyorsun güzelce eheh.

Gelelim birkaç teknik konuya.
En kısa zamanda sayfanın temasını değiştiricem. Bu ne olum böyle paragraf için boşluk bırakıyorum yayınlanınca kayboluyorlar. Temadan değil de neyden bu?
Sonra bu "kim yazsın" olayı yemedi, yapacağımı sanmıyorum. Böyleykene böyle...

75

Eveeet yeni bir bölümün temelini atıyorum! “Kim çizsin?”

Böyle komiklikler geliyor bazen akılcığıma, fakat sözle anlatılacak cinsten değil. İlla ki çizerek karikatürle falan mimiklerin gösterilmesi lazım, o zaman tam anlamıyla anlatılabilir. Malum ben de o konuda yeteneksiz olduğum için yazdıklarımı biriktirecem, ardından bunlar çoğalınca bir başlık atında toplayıp büyük ihtimal uykusuza göndericem. Bakalım nasıl olacak, ne tepki vericekler eheh…

74

Pekiştirme sıfatlarlarını bir an için “Tepiştirme Sıfatları” olarak anladım. Hoşuma gitti ama haa.. Sonra Ad aktarmasını bilerek “Adak Tarlasına” çevirdim, kedimce eğlendim. Hem ulamadan yararlandım bunu yaparken yaa yaa…

73

İstanbul’dan dönüş yolunda ayçiçeği tarlalarında bir çiçek bile güneşe bakmıyordu! Acaba dedim susuzluktan mı güç bulamayıp bakamıyorlar dedim. Ankara’ya geldim, birkaç ayçiçeği gördüm onlar da aynı şekildeydi, kıllandım.

72

Geçen otobüs koltuğunun arkasında bir yazı gördüm. Merve yazmışlar ama nasıl yazmışlarsa okumaya çalışırken “Marduk mu yazıyor lan?” dedim birden, o derece garip yazmışlar. Sorun bende değil yani…. Ehemehe…

71

Geçen otobüs gelmesini bekliyoruz. Karşıdan gelen otobüste “Ölüm Sitesi” diye bir şey okudum, “Oran Sitesi” imiş meğersem, bak sen.

70

Eski arkadaşlarımı bulmak için facebook hesabı açtım baya önceden. Halbuki ara yüzünden falan tiksinti gelmişti daha ilk girişimde. Açtım baktım baya, hatırlayabildiklerimi bulmaya çalıştım bulamadım kimseyi. Sonra yine baktım bir ismet’i buldum ama emin olamadım o mu değil mi diye. İsmet benim Tokat’taki en yakın arkadaşımdı.

Kimseyi bulamayınca kapatmadım da hesabı belki birisi beni bulur diye. Geçen aradım o emin olamadığım ismet’miş meğer, ekledim msnde konuştuk biraz falan. Pişman oldum lan. Ne gerek vardı olum kafandaki adamın eşek kadar haliyle tanışmaya? Küçük kene kıl olduğun yönleri daha da beter olmuş. İyi ki diğerlerini bulamamışım diyorum.

Ha aam bulmak istediğim ortaokuldan Ceren var. Çok değişik bir kızdı o, merak ediyorum nasıldır ne yapıyordur falan.

Bu arada açık hala hesap eheh…

69

Midye var ya, aslında iğrenç lan! Hayvanla alıp veremediğim yok, çok severim aksine. Yeme şekli itibariyle iğreniyorum. Hatta öyle ki midyeci tezgahı önünde salak gibi dikilip bir kabuğu kaşık olarak kullanan limon suyu yanaklarına bulaşan bir adam düşündükçe nerden başladım lan bu yazıya diyorum. Demin dedim, evet. Kötü oldum yeter bu kadar.

68

Asker abi nedir? Neden abidir? Çünkü abi yaşındadır, ona abi demiyorsan onun yaşındasındır, düz mantık.

Asker abi benim için candır, ciğerdir. Her asker çocuğu için öyledir, olmalıdır. Benim en sevdiğim yanları “askey abi fazla mermin var mı?” sorusuna ne yapacaksınız falan diye sorduktan sonra direk çıkartıp bir “dal” G3 mermisi uzatmasıdır. Evet sorardık böyle, ilk okul 1 e yeni başlamıştık lan! Oradaki “fazla” ise kimi asker abilerin veremem sayılı veriyorlar bize diye geri çevirmesindendir. İstememizin nedeni de çekirdeğini çıkartıp barutunu incecik çizgi halinde döküp yakmak, kovanı da arkasındaki “pirinç”i patlatmak için kazan dairesine inip kazana atıp patlamasını beklemekti. Her gün mutlaka yapmaya çalışırdık. Tabi Hakkari’deydim o zamanlar, hey gidi…

Sonra asker abi hoş sohbettir, bizim yaşımızdakiler için değil tabi. Bize iyi davranmaya çalışırlardı hep, tabi komutan çocuğu olduğumuzdan falan genelde eheh.. Evet, çok özlüyom kerataları. Onların yaşlarına geldim sayılır lan! Ama içlerine onlardan biri olarak girince yine sevmeye devam eder miyim bilemiyorum.

67

Ne zamandı hatırlamıyorum, Öz Gazi Antep te döner aldık oturuyoruz Harun, Ben, Kutay bir de Haydar. Ben almadım bir şey kutayın fotoğraf makinesiyle oynuyorum, böyle yoldan geçen milleti falan çekmeye çalışıyorum. O sırada garsonlardan birisi “ onda gece görüşü de var mı” diye sordu. Lan? Şimdi “eheh yok abi ne yaptın sen olur mu bunlarda gece görüşü” falan desem adamı küçümsemiş gibi olcam.

Şimdi bu gece görüşlerinin çalışması için de özel bi tüpleri oluyo falan, öyle bir bilgi geldi aklıma. “yok abi onun için böyle tüpmüp…..” falan diye baya baya cümle kurdum makineye bakaraktan ama cümlenin sonlarına doğru “ne diyorum lan ben” dedim kendime. Harun’a baktım o da aynı şekilde düşünür gibi bakıyor, Kutay falan da… Garsona baktım yan masayla ilgileniyor dinlememiş bile beni! Daha da rezil olmayım diye “ama gece görüşü de olsa güzel olurdu ha” falan diye bitirdim, etrafı çekmeye devam ettim…