410
Bir heves Kyle XY’a başladım ama başlamaz olaymışım lan. Ben hayatımda bu kadar mal bir yapım görmedim. Senaryoya diyeceğim yok, temel gayet sağlam ama sonlara doğru onu da batırdılar. Üstelik bölüm başı ortalama 2 kritik hata var lan. Ortalama 2! Üstelik dikkat etmememe rağmen göze sokarcasına duruyor orada. Kimse de “abi bak burada mantık hatası var, senaryo hatası var” dememiş mi? Dediyse kesin yapımcı susturmuştur masraf çıkarmasın diye. O derece saçma hatalar var…
Yapacağın işe sıçayım abc! Ulan götler bari finali adam gibi yapaydınız lan. O kadar 43 bölüm çekip finali bırakmak olur mu lan! 30 saatimi resmen boşuna harcadım lan. Bundan sonra izlediğim dizi bozarsa aha düzeldi aha düzelir diye devam etmem lan. Ya ben, lan neyse tamamnaskym…
3
Yorum
|
Pazartesi, Kasım 9
408
Sinir patlaması yaşayan insanları izlemeye bayılıyorum lan. Mesela Scrubs’daki Dr.Cox ve en güzeli Professor Layton serisi. (1. 2. 3. 4. 5.)
1 Yorum
|
Cuma, Kasım 6
407
Kedilerden bahsetmişken, beynimin derinliklerine gömdüğüm bir travmayı hatırladım. Hakkari’deydik, 1. sınıfa falan gidiyordum o zamanlar. Bir kedi yavrusu bulmuştuk arkadaşla. İkimizin de annesi eve almamıza izin vermemişti. Mecbur dışarıda bırakacaktık, kazan dairesine koyduk eve gittik. Gece köpek havlamaları falan duymuştum. Ertesi sabah ise kazan dairesinin çok uzağında kedinin köpekler tarafından boğulmuş vücudunu bulmuştuk.
O yaşta aklıma böyle bir şey geldi mi gelmedi mi bilmiyorum ama bunun nedeni annelerimizin kediyi eve almamıza izin vermemesiydi. Eğer almış olsaydık o kedi köpekler tarafından boğulmayacaktı. Yine de onların eve almama nedenleri de büyük ihtimal kendi yavrularını korumalarıydı. Bunu en son 10 yıl önce falan arkadaşlarıma anlattığımı hatırlıyorum ama o zaman bile böyle düşünmemiştim. Teee o zamanlarda yaşadığım olayın şimdi bende böyle etki yapmasına ne demeli?
3
Yorum
|
Perşembe, Kasım 5
406
Yerden geçen sıcak su borusunun üstünde kedi gibi ayaklarımı ısıtırken etrafı incelemek çok eğlenceli. Her zaman gördüğün kendi evin ama eğlenceli işte…
0
Yorum
|
405
Yanıma yaklaşmaya korkan kedileri hiç sevmezdim. Hatta onlara yaklaştığımda kaçmaya başladıklarında “vay göt” diyip yoluma devam ederdim. Bunun için artık kedileri değil insanları suçluyorum. Genelde pisipisi diye çağırmaktan çok konuşarak çağırmayı tercih ediyorum. Çünkü eskiden olduğu gibi insanlar kedilere yemek vermek için çağırırken söyledikleri “pisipisi” artık onları ürkütüyor. Eğer bir insanın azından o tıslama sesi çıktığını duyduklarında direk alarma geçiyorlar. Hatta direk topuklayıp kaçan kediler bile gördüm, o derece.
Mesela Trabzon’da olduğum süre boyunca onca kedi görmeme rağmen bir tek kedi yanıma geldi. O da balıkçı barınağındaki 5 kedinin içindeydi. Diğerleri öyle ürkek ki, davranışlarından adeta gitsem mi gitmesem mi diye kararsız kaldığını anlayabiliyorum. Diğerleri gelmek istiyor ama içgüdüleri engelliyor bu da adeta “ne var olm işte zarar verdiği yok ki” dercesine onlara bakmasına rağmen hala o kararsız bakışlarla bana bakmaya devam ediyorlardı ancak bu sefer tetikte olmaktansa bir yere oturup bakıyorlardı. Gözlemlediğim kadarıyla annesinin insanlarla arası nasılsa yavrusunun da öyle oluyor. Zaten hayvanlar bunları kendisi tecrübe etmeye kalksa hayatta kalmaları çok zor. Bu evimize ilk taşındığımızda camımıza bir kedi gelirdi sürekli. Baya bir süre dışarıda besledik. Hatta kışın karton kutu içine minder ve sıcak su dolu kavanoz koyardık orda uyurdu. Hamile olduğunu fark ettikten sonra birden ortadan kayboldu. Ardından çöpte kutu içinde daha göbek bağı düşmemiş bir yavru buldum annem de eve almama izin vermişti. Aynı önceki beslediğimiz kediye benziyordu, hatta onun yavrusu olduğuna emindim. Büyüdükçe annesiyle benzerlikleri de çıkmaya başladı. En sonunda ise birden ortadan kayboldu. Yazıların sonlarını bağlayamıyorum ya, hakikaten üzüyor bu beni lan.
1 Yorum
|
404
Yemekte acıyı hiç sevmem. Bir anda beyindeki tüm sinirler ağızdaki sürekli yanmaya odaklanmışken ben yemekten nasıl zevk alayım ki? Üstelik acı ve baharat imgesi beynimde oluştuğu veya gördüğüm anda psikolojik olarak burnum terliyor benim. Eskiden yoktu bu, kendi kendime psikolojik alerji ürettim. O derece sevmiyorum acıyı. Şu an bile terledi burnum. Ama oturup sadece acı biber turşusu yediğim olur o başka…
0
Yorum
|
403
Karabatak kadar izlemesi zevkli olan bir kuş yok lan. Her suya daldığında nereden çıkacağını tahmin etmeye çalışmak, uzun süre çıkmayınca da “aha boğuldu mu lan yoksa eki eki” derken birden ortaya çıkması. Üstelik çıktığı yerin de tahmin ettiğin yer olmaması, bu sefer tutturcam diye tekrar dalmasını beklemek falan…
Geçende arabadayken ağaçta gördüm bunları sürü halinde, gayet garip bir andı.
0
Yorum
|
402
Doktor Oetker reklamlarını yenilemeli artık. Hani şu kremşanti reklamı var ya, işte o reklam ben orda oynayan kızla yaşıtken çıkmıştı. Ben de aşık aşık izlerdim o zamanlar. Yaklaşık 10 yıl falan oldu galiba hala aynısını gösterip duruyorlar. Her 2 günde bir karşıma çıktığında da bi garip oluyorum lan. Kaldırın şu reklamı yoksa ben de sizin küçükken aşık olduklarınızı bulur karşınıza çıkarırım her gün.
3
Yorum
|
401
-Sen de yüzünü böyle gerdirmek ister misin?
+Nasıl böyle mi? Hayır gerek yok, benim sarkmaya karşı önlemim var. Yeni loreal revitalift bikbik bik… -O zaman düşün bakalım neden sana böyle bir soru sordum. Demek ki kullandığın işe yaramıyor. +… Şöyle mal mal ithal reklamları yayınlayıp durmasalar keşke...
0
Yorum
|
400
Meeh, 400. yazı işte…
Uzun süredir bunun yazısını yazmaya da üşeniyorum ha. Hatta bunu yazmadığım için yayınlanacak bir sürü yazı birikti. Blogla ilgili bir şeyler demek gerekirse, bir aralar yazılara tag koyuyordum, sonradan sıkıldım bıraktım. Sonra yandaki izlediğim blogların linklerini kaldırdım. Çünkü onlardan çok daha fazla okuduğum blog var. Bir de hala temayı değiştirmeyi düşünüyorum. Hatta bir ara wordpress’e geçmeyi de düşündüm de, burada yazılarımı yayınlamaktan başka yaptığım bir şey yok. Yani çok interaktif şeyler yapmıyorum. Wp’de işime yarayacak çok da bir şey olmayacağından vazgeçtim. Fikrimi değiştirebilirim de belli olmaz. Hele bi temayı değiştireyim de o zaman düşünürüm. Bu arada merak ediyorum da, acaba 164 kişi içinden veya dışından kaç kişi yazılarımı okuyor? Demek isteğim gerçekten okuyor?
4
Yorum
|
399
Trabzon’a geldiğimden beri sivrisineklerle boğuşuyorum. Bir de çok seviyor bunlar beni. Öyle böyle değil hem de. Mesela aynı odada gelir bana saldırırlar, pike yaparlar falan. Sabah uyanırım 3-5 yerimden ısırılmışım başka kimseye dokunmamışlar.
Ben tabi bana olan bu sevgilerini onları öldürerek geri ödüyorum. Aslında börtü böcek öldürmeyi sevmiyorum. O da canlı lan, ölürken ne hale geldiğini tam göremiyoruz diye acımayalı mı? Bir yandan da hayranım hayvanlara ha. Havadayken bir görüyorsun tam elerini hazırlıyorsun vurmak için o an çat diye kayboluyor. Hatta tutturabilsen bile elinin havası yüzünden ezilmekten kurtuluyor falan. “Ulan bir gün bunlardan birisini kanımı emerken izleyebilirsem onu öldürmüycem” demiştim. 2 gün önce ayak bileğimde 5 ısırıkla uyandım. Ertesi günü bilgisayar başında otururken 5 tanesini peş peşe öldürdüm. Öldürdüklerimin hepsi toktu. Zaten tok olmasalar gözükmüyorlar işte. Sonra kalktım televizyonun başına oturdum. Bir tanesi de ara ara suratıma pike yapıyor sonra kayboluyor. Sonra bir daha gözüktü, ben elimi kaldıramadan zzip diye sağ başparmağımın eklemine kondu. Lan en son bir yerime sivrisinek konduğunu gördüğümde küçücüktüm, okulda öğrettikleri yüzünden beni sokarsa sıtma olurum diye korkup nasıl emdiğini izlemeye korkmuştum. O an bir heyecan bastı ama konduğundan değil konduğu yer yüzünden. Bilen bilir eklemden soktuklarında oranın kaşıntısı daha pis oluyor. Neyse artık katlanıcaz dedim. Soktu iğneyi, 15 saniye falan geçti, ben zannediyorum ki hiç bir şey hissetmiycem. Baktım öyle mal mal duruyo, emdiği de yok, yaklaştırdım yakından inceliyorum. Sonra emmeye başladı, kan arkasında toplandı falan. Arada da South Park’a bakıyorum, tam zamanında geldi soktu hayvan. Sonra birden bire sanki hiç bir şey olmamış gibi uçtu gitti. Bir gün sonra birini öldürdüm, galiba oydu lan. Baya besiliydi. Kendi ellerimle beslediğimi tanımayacam mı? O değil de kasımda geldik hala günde 5 tane falan öldürüyorum lan bu ne böyle! Neyse ki bir haftaya dönüyorum Ankara’nın sivrisineksiz hava sahasına.
1 Yorum
|
Çarşamba, Ekim 21
398
Filmleri, dizileri tekrar tekrar izlemeyi sevmem. Zaman kaybı gibi geliyor. Ancak yanımda birlikte izleyecek biri olunca izlerim.
2
Yorum
|
Cumartesi, Ekim 17
397
Şöyle güzelinden bir telezoom lens alırsam bizimkilerden birini gizlice sabahtan akşama takip edip fotoğraflarını çekicem. Kötüsünden olsa da olur, yine çekerim. Sonra “olüm gün boyu peşindeydim ruhun duymadı lan” diye yüzüne vurucam fotoğrafları. Hatta böyle siyah beyaz baskı alıp zarfa koycam ki tam olsun ehehe…
Tanımadığım birini niye takip edeyim ki? Hadi ettim o fotoğrafları napayım, di mi? Zevki olmaz…
2
Yorum
|
Cuma, Ekim 16
396
Uzun rüyayı sonlandırabilmenin verdiği huzurla gözleri açmak kadar güzel bir şey yok.
0
Yorum
|
Perşembe, Ekim 15
393
Saç yok sakal yok pas parlak oldum. Sakal var, duruyor da yanaklar sinekkaydı. Saçlar da baya kısaldı. Baktım adam güzel kesiyor ses etmedim. Evdekiler bakıp bakıp sırıtıyorlar. Gönül ister ki uzatayım arkadan toplayayım ama öyle kontrolden çıkıyor ki beni ele geçirecek diye korkuyorum. Ne şekil alıyor ne bişey… Tam arkadan toplamaya 1 ay kalmıştı ki kestirmek zorunda kalmıştım. O zamanlardan bir fotoğrafıma baktım, bildiğin aslan yelesi lan. Nası yaşıyormuşum ben bunla dedim.
2
Yorum
|
Salı, Ekim 13
392
Ne zaman “not good enough” cümlesini duysam elime kırbaç alıp “Kıpşşş” diye şaklatasım geliyor, Marshall saolsun…
0
Yorum
|
391
Silentium’u Kontes’in attığı Heart Unyielding ile tanıdım. Sonra “oha tüm şarkılarında bu bayan vokal varsa yenir ki bu” diyerek şarkının bulunduğu Sufferion: Hamartia of Prudence’ı indirdim. Evet, erkek ve brutal vokallerle karşılaşınca hayallerim yıkıldı ancak konsept albüm olması ilgimi çekti baştan sona dinliyim dedim. Zira bir grubu beğenip beğenmediğime herhangi bir albümlerini indirip baştan sona dinleyerek karar veririm. Bir iki şarkıyla olmaz o iş. Hem tutup tek şarkıyı da çevire çevire dinlemem.
Albüm evet, çok güzelmiş lan. Şimdiye kadar konsept albüm olarak dinlediğim sadece Blind Guardian’ın Nighfall in Middle-Earth vardı. Brutal vokallerle pek haşır neşir olmasam da hikayenin işlenişi, aralardaki kayıtların kalitesi, arka plan sesleri falan içine çekiyor lan adamı. Böyle oturup baştan sona dinlemek gerekiyor. Hatta peş peşe dinledikçe konuyu daha iyi anladıkça daha da sevdim. Sadece tek parçası dinlenecek bir albüm değil…
0
Yorum
|
Cumartesi, Ekim 10
390
“jack of everything, master of nothing” sözünü duyduğumda bir hafta boyunca kafamda yankılandı durdu. Türkçede tam karşılığına gelen atasözü var mı bilmiyorum ama anlamı her şeyden bilip hiçbir şeyin ustası olmamaya geliyor ki bu benim.
Şu yaşıma kadar uğraşmadığım kıyısından köşesinden ilgilendiğim çok şey oldu, olmayanlarla da ilerde ilgilenicem. Sonuçta uzak durmam gerekenleri öğrendim ancak üstünde durmam gerekenlere de karar veremedim. Bu kararı insanın lise çağlarında verebilmesi gerekiyor ki ona göre üniversite okuyup sevdiği işi yapabilsin. En fazla yapabildiğim teknik konularda, mekanikte, el becerisi gerektiren şeylerde iyi olduğum ve sayısalda kötü olduğuma kesin karar kılmış olmam. “Teknikte mekanikte iyiyim makine mühendisi olayım ehe” desem matematik yok. Ayrıca bilgisayar teknolojileri ve programlama mezunuyum ama aynı şekilde hala sayısal yok. O halde nasıl mezun oldum? E be adam madem sayısalın kötü ne diye lisede MF seçtin de böyle durumlara düştün? “O zamanlar kimse elimden tutmadı, geleceğim konusunda yol göstermedi” geyiğine girmem çünkü ben ilkokul 3’den beri “büyüyünce ne olacaksın” sorusuna “ya elektronik ya bilgisayar mühendisi” dediğimde “ama onlar için çok çalışmalısın, matematiğin iyi olmalı" cevabını almama rağmen hayattaki en kesin ideallerimden birisiydi. Sonraları bilgisayar ağır bastı tabi. MF’yi de başıma gelecekleri tahmin edip göze alarak seçtim. Ancak sürekli söylüyorum, söylemeye de devam edicem “MF yerine EA seçseydim kesin reklamcı olurdum!”. Neyse sonuçta bilgisayar programcılığına kapağı attım ancak açıkçası bir bok öğrenmeden mezun oldum, yaa. Mesela şu aralar parça toplayarak kendi fotoğraf makinemi yapmaya uğraşıyorum, aradığım şekilde metal bulabilirsem sadece portreler için reflektör projem var, para bulursam çelik telle 6-1 zincir zırh yapıcam. Sonra malzeme temin edebilsem amatör roketçiliğe başlıycam, bir ara ekran kartıma su soğutma sistemi yapıyordum ki vakit ve nakit yetersizliğinden yattı. Yine param olsa da malzeme alabilsem, kuyumcu atölyesi kurup takı tasarımına girerdim. Öyle incikli boncuklu da değil, böyle kalıplı malıplı, eritmeli meritmeli, dövmeli mövmeli, emmeli gömmeli eheh… Bir de tuğladan ocak kurup, ham çelik alıp kendi kılıcımı yapmayı düşündüm ama ocak için yer bulamadım lan. Mesela 6-7 yaşındayken oyuncaklardan söktüğüm motorlarla asansör falan yapıyordum. Sonra 4 yıl içinde 5-6 farklı spor dalıyla uğraştım mesela. Aralarında en sevdiğim okçuluk oldu ki bu da aralarında en çok el göz koordinasyonu isteyendi, o yüzden sevmiştim. Okçuluğa devam etmeyi çok istedim de taşınınca yeni eve çok uzak kaldı lan… Değiştirmek demişken şimdiye kadar 4-5 okul değiştirdim. Tabi bunun hiçbir getirisi olmayıp sürekli uyum sağlamaya çalışmaktan mal oldum, tonla götürüsü oldu. Belki de temelim sağlam olmadığı için sayısalımın zayıf olmasının nedenlerinden biri de budur ha? Sadece izleyerek bu teknik konuları çok iyi kavrıyorum mesela. Beni ormana sal, sırf Ultimate Survival’dan gördüklerimle hayatta kalırım ki mesela. Bana malzeme ver, sırf OCC’de gördüklerimle motor birleştiririm ki mesela. Biraz kasar belki ama yaparım lan, ne ki eheh… Ortaokulda bu özelliklerimi pek bilmiyordum tabi, ablam önceden görmüş de aşçılığa ağırlık vermemi söylemişti. Kulak asmamıştım tabi, şimdi ne zaman salata yaparken doğradıklarımı televizyonda ustalardan gördüğüm şekilde hızlı hızlı aynı boyda dilimliyorum. İzleyerek öğrenebiliyorum demiştim eheh… Kafede oturuyoruz, aklıma bir şey geliyor, anlatıyorum hemen karşımdakine “bak şimdi şunun için şöyle bişi yapsak, hatta şunlardan kullanılır yaparken haa, hatta…” diye hatta’ları uzattıkça garip garip bakıyor, he deyip geçiyor falan. Tanıdığım çoğu insanın aklına iğne deliği fotoğraf makinesinden yola çıkıp el yapımı kompak makine yapmak gelmiyor tabi. Gerçi benim gibi olan Harun var sadece. O da böyle ancak o da bilgisayar mühendisi, onun sayısalı benden iyidir ancak o da memnun değil ha… İşte, ben bu tür şeyleri yapmaya yatkınken, bu yeteneğimi kullanmak için bir meslek seçmekte de başarılı olamadığımdan zaten mezun olduğum programcılığa ağırlık vermeye karar verdim. Yazıda neler anlattım sonunda ne söyledim görüyor musun? Lanet olsun sayısala, lanet olsun yeteneğimizle değil de ezberimizle sınayan sisteme… “Nalet olsun atom fiziğine!..”
3
Yorum
|
389
Doğadan poşet çay reklamı çok “şey” olmuş. Konusu klasik, çoğu reklamda kullanılmış olan “tadıp tahmin etmece” üzerine, buradan kaybediyor bir kere. Üstüne de düzgün uygulamayıp mantık hatası yapıyorlar.
Şimdi ortada iki bardak var, altlarında neyin ne olduğu yazıyor, bilirkişi de bunları tadıp hangisi olduğunu tahmin etmeye çalışıyor işte. İlkini içiyor ve hemen kaldırıp bakıyor, tamam tutturdu demleme çaymış. Sonra ikincisine geliyor, bir bakıyor ki Doğadan poşet çay! Laaağn! Olum neyin reklamında oynadığını bilmiyonuz mu siz? Hadi diyelim söylemediler, sözleşmenizde falan hiç mi “poşet çay” ibaresi görmediniz? Birincisi demleme çıkınca ikincisinin ne çıkmasını umuyordun da şaşırıyorsun o kadar ha? Bu durumda o noter olayının inandırıcılığı zayıflıyor üstüne kahvedeki amcadan gelen yapay şaşırma “aaa” sı üzerine tamamen kayboluyor. Hadi orada noter var diyelim, çay içmeye mi gitmiş o noter oraya? Adamı gazırlar…
0
Yorum
|
388
Bir gün Witcher oynarken çat diye ekran kartı bozuldu. Sonradan fark ettim ki meğersem kart çalışıyor ama anakart görmüyormuş. Ben de yeni kart almaya hazırlanıyordum ha. İyi ki fark ettim yoksa iki tane sağlam ekran kartı olacaktı elimde.
Neyse işte şimdi anakartın dandik bütünleşiğiyle idare ediyorum ama oyun falan oynayamıyorum tabi. Canım Oblivion, Fallout 3 falan çekerken Loreathan da iki yazıda bir Fallout 3 dedikçe daha da çekti canım. Dedim madem onları oynayamıyorum Diablo 2 yüklerim dedim. Daha tam oynayamadım ama ilk oynadığımdaki zevki alamadım sanki be. Çünkü aklım hep Sacred’a gidiyor oynarken. Diablo benzeri bir oyundu ancak oynanabilirliği daha iyiydi. Şimdi onu yükleyim desem çalıştırır çalıştırmasına da oyunun 2.sini çıkarmışlarken eskisini oynamak istemem, 2.sini de çalıştırmaz zaten. En sona eski dost Heroes 3 kalıyor. Ankara’da olmadığımdan cdsi de yanımda değil. O cd olmadan yüklemem o oyunu. Orci Heroes 3 var olm bende, 3DO battığından ilerde koleksiyon değeri falan olur belki eheh. Neyse, zaten Ankara’da olsam anakartı düzeltmeye çalışırım. Bu durumda ver elini Newgrounds. Not:O değil de çok karışık oldu yazı, neyi nereye koyayım bilemedim. Yazı yazmayı unutmuşum resmen lan. Not2: Anaaağm! Sacred 2’nin müzikleri Blind Guardian yapmış ya laaan! Şimdi çok pis oturdu içime ha… Neyse ki torrenti 20gb olmasıyla ekran kartım olsa da indiremeyeceğimden biraz rahatladım. 20gb ne lan?
3
Yorum
|
Pazartesi, Ekim 5
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
|