786

Aslında yazmak istemiyorum. En sonunda başından beri bunu istediğimi anlayabildim. Ben aylardır düşündüklerimi aslında yazmak istemiyorum. Ben bu konuda yazmak istemiyorum. Bazı şeyleri tahminimden daha çabuk üstümden atmama rağmen kendi kendime yazmalıyım diye eziyet ettim. Ancak ben sinirle bir şeyler yapmak istemiyorum ki. Ne yaptıysam hayırlı bir sonuç çıkmadı bunlardan. Bu yazılarda yazacaklarım da sinirli olacaktı. Ben asla istemedim böyle yazmayı. Ben asla nefret edercesine suçlamaları, içimdeki tüm sitemleri yazıya dökmek istemedim aslında. İlk zamanların acısıyla düşündüklerimi ve önceden göremeyip düşünürken fark ettiklerimi, bunların bende biriken yükünü boşaltmak için "yazmam gerekiyor, kendimi rahatlatmam gerekiyor" diye o kadar şartlandırmışım ki kendimi bunu anlamak istemedim.

Alakasız bir anda aslında yazmak istemediğimi fark ettiğimde o kadar rahatladım ki... Yazmama gerek yok, "her şey" beynimde gereken yerlerinde unutulana kadar bekleyecek.


Evet, yazmak istemiyorum ama istediğimi bildiğim birkaç şey var;
Ben, hayatımda hiç bir anda kendimi bu kadar utandırmadım, hiçbir zaman gururumu bu kadar hiçe saymadım, hiçbir zaman. Ancak bir an geldi ki kaybedecek bir şeyin kalmadığı an. İşte o anda kendimi cezalandırmak için bu kadar düştüm, onurumdan başka her şeyi harcadım. Kendime ettiğim "zulüm" zaten geri dönülmez şekilde mevcuttu. İşte o anda kendimi tamamen silip yerime yenisini yazmak istedim. Şuan kendimi düzeltebilmenin gücü olmasa ve bu verdiğim kararın dolaylı yoldan bana gösterdikleri olmasa ne durumda olacağımı hayal bile demiyorum. Zaten artık "olasılıkları" da görebilmeyi unuttum.

Bu kendimi silme anında başka birini bencilce rahatsız ettim. Öyle bir haldeydim ki geçmişte nasıl biri olduğumu unutmuştum. Şimdi komik geliyor böyle söyleyince ama hala hatırlayamıyorum ben bunu. Bunu en iyi bilebilecek, o geçmişte en yakınımda olan insanı, ilişkimi bıçak gibi kesip yıllarca "gerçekten" aramadığım o insanı bencilce arayıp resmen geçmişi hatırlaması için rahatsız ettim. Kendimi en çok utandırdığım anlardan biriydi bu. Okuman pek olası değil sanıyorum ama özür dilerim senden, gerçekten.


Şimdi ise hiçbir şey hissetmiyorum. Hiçbir şey için hiçbir şey hissedemiyorum. Ne de olsa defterin ölümünü görüp ölmedim mi?

785

Yazmaya başlayacaktım, nihayet. Sonra yine durdum. Beynimde dolanan tüm düşünceler, kalbimdeki tüm duygular öyle karışmış durumda ki. Ben bunları sıraya koyup öyle yazabileceğimi sandım. Mümkün değil böyle bir şey yapabilmem, sonunda anladım. Yazıcam, ancak şimdi değil. Bugün daha önemli işler var.

784

Öyle şeyler var ki, bazen yürürken düşünüyorum bunları. Düşündükçe ağırlıkları gerçek anlamda omuzlarıma çöküyor, yavaşlıyorum, yere çökmemek için dizlerimin kuvvetini sağlamaya çalışıyorum. Bunun gerçek olabileceğini hiç düşünmemiştim.

Eskiden, "küçükken" hayatımın öneminin bu kadar farkında olmadığımdan sanırım daha vurdum duymazdım.

783

Yarına bitirmem gereken işi tamamlayamadım. Ancak artık ertelemek istemiyorum. Her zamanki yatma saatim geçti, yatağıma oturdum ve bilgisayarı kucağıma aldım. Ekranın beyaz ışığından gözlerim yanıyor ve heyecanlıyım. Ne oldu da yazmak beni bu kadar heyecanlandırdı. Halbuki aylardır alıştığım gibi birisinin okuması için de yazmıyorum. Yazmamaya kendimi zorlayarak ara vermek bu işe yaradı sanırım.

Bir de bugün birisi ona yazdığım uzun cevabın çok akıcı olduğunu, okumaktan zevk aldığını söyledi. Uzun zamandır yazıma böyle iltifat edilmemişti. Açıkçası yazım üstüne öz güvenim sürekli bir düşüş halindeydi. Üstüne sürekli uzun yazdığım için şikayet duydum. Bu çok da önemli değil ama özenmeme rağmen el yazımın da özensiz olduğunun yanında duyduğum tek şey bu olunca, haliyle...

Bunun öncesinde ne olmuştu? Neden blog açmıştım?

Biraz ertele bunu soruları.

Düşünüyorum, düşündükçe hayatıma giren insanlar, yaşadıklarım o kadar birbiriyle bağlantılı ve korkunç derecede benzer ki! Artık bundan sonra tanışacaklarım ve yaşayacaklarım da bunlarla bağlantılı olacak diye varsaymadan edemiyorum. Elbette olacak değil ama olursa da ben şaşıracak değilim. Tekrar sorulara...

Neden blog açmıştım? Lisedeki sevgilimle yazışmalarımızda yazmaya alışmıştım, sonra onun ısrarıyla günlük tutarak yazmaya başladım. Ayrıldıktan sonra bir süre bıraksam da yalnızlıktan, içimi dökme ihtiyacından geri başladım. Sonra internette yazabileceğimi fark edince 2008 Haziranında burayı açmıştım. 6 yıl. 19 yaşındaymışım!

Peki ondan sonra ne olmuştu? Ne oldu da yazım hakkında öz güvenimi kaybettim? Blog sayesinde Pijamalı kontesle tanışmıştım. Hayır fotoğraf sayesinde tanıştık, blog ile yakınlaştık. Düşüncelerim değişti, hedeflerim yavaş yavaş belirlendi, daha çok düşünmeye başladım. Artık başlarda o çok sevdiğim kısa yazılarıma ulaşamaz oldum. Ne zaman yazmaya başlasam açıklaya açıklaya uzatıyordum, açıklayan adam olmuştum. Bunun üstüne yazma ihtiyacım zamanla azaldı çünkü yalnızlığımı paylaşmıştım. Tabi çok uzun sürmedi bu. Ondan sonra ise yazmaya devam etsem de o kısa yazılarımı hep özledim. Üstüne üstük aklımdakini cümle yapısıyla birlikte düşünerek yazabilirken artık yazıyor, okuyor, cümlenin içinde bir şeyleri değiştiriyor, cümlelerin sırasını değiştiriyor, istemeden bunun gibi bir sürü saçma sapan şey yapıyordum. Böyle olunca haliyle yazmak eziyet haline gelmişti. Sonra ne oldu hatırlamıyorum ama bir süre böyle devam ettim.

Sonra Tumblr açtım, yaklaşık bir sene sonra da tam benim bu blogu açtığım yaşımda biriyle tanıştım. Bana defterini verdi, deftere yazmaya başladım ve öyle sevdim ki. Üstelik sadece ona yazıyordum. Sadece onun okuyacağı şekilde yazıyordum. En güzeliyse kalemle yazıyordum, bunun verdiği hissi çok sevmiştim, aynı lisede yazdığım zamanlar gibi... Nisan ayı boyunca yazmaya ara vermiştim ve sanırım doğru bir karar vermişim. Buradan daha uzağa gitmeye de şimdilik gerek yok.


Burayı özledim demiştim. Özledim çünkü artık takip eden kaldığını pek sanmıyorum. Sanki terk ettiğim evime dönüp de bahçede büyümüş yabani otları temizlemeden, gece ışıkları yakmadan, sadece yere uzanıp kendinle konuşurken güvende hissetmek gibi. Kimsenin yorum yazmasını bile istemiyorum. Halbuki eskiden niye yorum yazmıyorlar diyordum. Özellikle O'nun burayı okuyacağını sanmıyorum, en büyük rahatlığı bu veriyor.

Bunları yazarken sarılır gibi hissettim, cidden özlemişim lan.

782

Burayı çok özlüyorum. Bir süredir yazmaya ara verdiğimden yazmayı da çok özledim. Sürekli erteliyorum yine. Şu bitsin ondan sonra, bu da bi geçsin kafamı toplayayım ondan sonra derken yazamıyorum. Biraz da yazacağım yazı uzun olacak, hatta bir gün değil bir hafta bile sürebilir herşeyi sistemimden atarcasına yazmak. Asıl erteleme nedenim bu. Aylardır düşünüyorum ve bunların çoğunu unttum bile. Sadece erteliyorum.

Burayı çok özledim. Lafta değil, gerçekten çok özledim!

781

Yazacağım o kadar çok düşüncem var ki. Arkasında duracağım düşüncelerim de var, kimsenin bilmesini istemediğim düşüncelerim de. Hiç değilse görece en gizli yerim burası, buraya yazayım da başkaları empati yapar belki diye düşünmeyeceğim düşünceler bunlar.

En azından tumblr'a bir şeyler yazabiliyorum. Arkasında korkmadan duracağım, söylemekten çekinmediğim düşünceleri...

Çok üzgünüm. Bu sefer hemen unutmak istemiyorum. Sonuna kadar acısını çekmek istiyorum ki ders alabileyim. Bu mal kafama artık bir şeyler girsin istiyorum. Tekrar aynı hatalara düşüp, hata yaptığını bildiğin halde o hataya devam etmemeyi öğrenmek istiyorum. Tüm bunlar yüzünden o eskiden unutmak için "her şeyden" kendimi soyutladığım, küçücük bir dönüş yapmaya bile cesaret edemediğim şeyler de aklıma geliyor hep. Acı üstüne acı, pişmanlık üstüne pişmanlık.

Pişmanım, üzgünlükten ziyade pişmanım.

780



Son 1 yıl içinde sadece 2 yazı yazmışım. Son yazdığım yazılara baktım da hepsi depresif zamanlarda bir şeyleri dışa vurup rahatlamak için yazılmış şeyler. Neyi neden yazdığımı bile hatırlamıyorum.

Şimdilerde mutluyum çok şükür :) (hiç yapmam ama yazıma gülücük koyup parantez açacak kadar) Tam karamsarlığın diplerine doğru ilerlerken neredeyse son anda, hem de tam hiç bulamayacağımı düşünerek karamsarlığa kapıldığım, tam hayallerimdeki gibi bir kız tarafından kurtarıldım bu durumdan.

Ayrıca o şehir şehir gezip 3-4 ay dışarıda kalıp hastaneler kurduğum işimden ayrıldım, başka bir iş buldum. Yeni işimdeki müdürüm eskisinin tam zıttı olarak profesyonel, mükemmeliyetçi tam benim kafada birisi olduğu için istediklerini çok iyi anlıyorum, tam yapmak istediğim şeyler yapabileceğimize inanıyorum. Onun dışında eski işteki abazan erkek sürüsü ortamından kurtuldum haliyle. Yeni yerde bayan ağırlıklı olduğundan daha rahatım, küfürlerin, osurukların havada uçuştuğu asker koğuşu ortamı olmuyor en azından. Yeni işim iyi iyi.

Artık buraya yazacağımı çok sanmıyorum çünkü hem Tumblr var hem de sayesinde deftere yazmaya başladım. En azından yılda 1 yazarım. Umarım 3 yıl sonraki yazım da tam şu an hayal ettiğim gibi olur :) O zamana kadar çok çalışmam lazım.

Olduuu görüşürüz…

779

Ne biliyor musun? İçimde her şey yerli yerindeyken küçücük bir şeyin, bir duygunun, bir insanın başka duyguları, anıları tetiklemesini sevmiyorum.

Aylardır uykudaymışım ve şimdi uyanmışım gibi veya anestezinin etkisinin birden geçmesi gibi yeniden hissetmeme yol açmasını sevmiyorum.

Sonra tüm bunlar olurken bir otel odasında yalnız başıma otururken göğsümün tam ortasında patlamış ama basıncı dışarıya çıkamayan bombanın etkilerini gidermek için ne yapacağımı şaşırır durumda buluyorum kendimi, kesinlikle bunu da sevmiyorum.

"Yalnız" olmayı sevdiğime inandırıyorum kendimi çoğu zaman, belki küçük yaştan beri genelde yalnız hissettiğimden kolay oluyor ama kendimi sürekli bir şeylere inandırmayı da sevmiyorum.

Tüm bunların çözümünün aslında şaşılacak kadar kolay olmasına rağmen o kadar da uzak ve belirsiz olması.

Ya da ben her şeyi bambaşka yorumluyorum…

778

Tumblr hesabı açtım. Bu günün geleceğini biliyordum ama bazı olaylar süreci hızlandırdı, tümünü olmasa da yazma isteğimin çoğunu götürdü, yeni sayfalar açmaya zorladı beni. Yine de Nesnel İleti'nin her zaman kimsenin bilmediği bir sığnak gibi beni burada beklediğini bilmek rahatlatıyor.

777

Aslında, düşündüğüm zamanlarda mutsuzum. Belki de bu yüzden düşünmeye başladığım zamanlarda dikkatimi dağıtıyorumdur. Bilinçaltımın böyle bir savunma mekanizması var ve bu gidişle düşüncelerden kaçmaktan bildiğin mal olup çıkabilirim. Mutsuzum dediğim de sadece can sıkıntısı veren küçük şeyler. Şimdiye kadar küçülmüş olan şeyler de diyebilirim ama zamanının büyüklüklerini hala taşıyorlar. Ancak asıl gelecektekiler mutsuz edebilir diye canım sıkılıyor.

776

Şehir dışına çıktığımdan beri dikkatim çok dağınık. Hiçbir şeye tam odaklanamıyorum. İş olarak değil de yapmayı düşündüğüm şeylerde genelde. Mesela yazı yazmak istiyorum ama bir türlü dikkatimi toparlayıp aklımdakileri yazıya dökemiyorum. Sanırım kendi odamın alışık olduğum ortamından uzakta olduğumdan. Hatta kesin ondan bile diyebilirim çünkü dinlediğim müzik bile kulağımı tırmalıyor. Oysa odamda ne müzik çalarsam çalayım o sürekli arka planda kalıyor hiç dikkatimi dağıtmıyordu.
Uzun zamandır yazmak istediklerim var aslında, son zamanlarda yaşadıklarımla daha da farkına vardığım şeyler var onları yazmak, yazarken düşünmek istiyorum ama çok zor. Mesela buraya kadar yazdığım şeyleri gayet kolay yazdım demek ki yazmak değil de düşünmek zor geliyor şu aralar. En iyisi otele girdikten sonra yaptıklarımı monotonlaştırmak, yoksa günübirlik insan olup çıkıcam.

775

Oha doğum günüm gelmiş ya lan!

774

İki gündür baya geç kalkıyorum, hatta o kadar çok uyuyorum ki küçücük odamdaki oksijen tükeniyor. Odadan çıkınca oksijenden ciğerlerim ferahlıyor resmen.

773

Bazen hiç benzemek istemeyeceğim insanlar gibi düşünürken buluyorum kendimi.

772

Küüüçük kurbaa küüüçük kurbaaa kuyr-ALL GLORY TO THE HYPNOTOAD!

771

Bazen içimde tam tarif edemediğim bir duygu beliriyor; kırgınlık, yalnızlık gibi, aynı anda yere yatıp dizlerime sarılmak istiyorum ama sonra boş vermişlik gibi bir sürü şey daha hissediyorum. Bunu her seferinde yazmak istiyorum ama anlayamıyorum işte. Nelerin tetiklediğini bilsem belki nedeni hakkında kesin bir kanıya varıcam ama onu da tam yapamıyorum ya da yapmak istemiyorum. Uzun süredir buraya yazmamamın nedeni de bunu kelimelere tam dökememek. Şunu aradan çıkarayım da sonra diğerlerine devam ederim diyorum hep...

770

Sanki düşüncelerimi bastırmaya o kadar çok alışmışım ki bir şeyler yazmak isteği uyandığı anda beynim o düşünceleri erteliyor, bastırıyor, koşarcasına kaçıyor. İşte bu yüzden bir süre yazdıklarımı yayınlamak yerine yazıp bir klasörde düzensizce biriktiricem.

769

Şimdi ben gidiyorum ya, ne zamandır çiçek açmasını beklediğim küstüm çiçeğim 6 tane tomurcuk vermiş. Ben 1 aya dönene kadar o çiçeklerden geriye bir şey de kalmaz ki lan. Ama belki benim dönüşüme yenileri açmış olur. Hayır yakından da hiç görmedim ki çiçeklerini ondan merak ediyorum.

768

Yarın ilk şehir dışı görevime Manisa Soma’ya gidiyorum. Olaylar olaylar.

767

İlginçtir ki çok severek dinlediğim şarkıları dinlerken yanımda biri varsa geriliyorum. “Ya sevmezse” diye mi yoksa başka bir şey mi onu da çözemedim.

766

Sezar saç sezonuma resmen girmiş bulunuyorum.

765

İnsanım, insanlar içinde yaşıyorum ama sürekli insanın davranışlarına, duygularına, olayları bu kadar çabuk kabullenebilmesinin garipliğine şaşırıyorum. Halbuki şaşırdığım şeylerin çok olağan gelmesi gerekiyor, daha önce de yaşadığım şeyler ama yine de şaşırtıyorlar be.

764

Sırf umursamazlığım yüzünden laptopumun ekranı kırıldı. Çok üzüldüm lan. Gereksiz derecede aşırı üzüldüm hem de. Üzülmek kötü be, üzüyor…

763


Hani kenarında yürüdüğün yolun her iki tarafında da kırmızı ışık yanar, 5-10 saniyeliğine yanından araba geçmez ya, işte o sessizlik çok özel bir sessizlik. Hiç bitmesin istenen anlardan en belirgin, en huzurlu olanı.

762


12 olmadan yatmayı sevmiyorum, istemiyorum ama 12’den sonra da yatamıyorum, oyalanıp duruyorum. Ne lan bu?