803
Böyle şeyleri beklenmedik anda bulmayı sevmiyorum. Harici harddiskleri düzenliyordum. 3 sene öncesinden kalma telefon yedeklerimdeki fotoğraflara baktıktan sonra ne gerek varsa düşünmeden thumbnails klasörüne girdim. Küçücük fotoğrafta unuttuğum o yüzü gördüm, hemen kapattım. Biraz daha dolaştıktan sonra fark ettim ki artık o kadar etkilemiyor. Aslında etkilemediğinin de farkındayım uzun süredir ancak seni öylesine kıran birisini görünce beyin ister istemez tepki veriyor. Geri dönüp sakin sakin tüm fotoğraflarına baktım. Önceden düşününce bile nefret edercesine sinirlenirken şimdi hiç bir şey yok. Mantıken düşününce bir şeyler hissetmeli insan değil mi? Yok. Sonra o zamanlardan kalan whatsapp konuşma yedeklerini buldum, sadece hoşçakal ile biten sonunu okudum. Şu an sadece üzgün hissediyorum. O konuşmayı yapan versiyonuma üzüldüm, tüm yaptığım hatalara üzüldüm ve keşke tanışmasaydık diye düşündüm istemsizce.
0
Yorum
|
Cuma, Temmuz 1
802
Diğer blogumun taslaklarında aşağıdaki paragrafı buldum. Zamanında böyle hissedip bir an dışarı vurmak için yazmışım, sonra orada yayınlamaktan vazgeçip silmeye de kıyamamışım.
Üzüldüm be... İnsan sevememekten korkar mı hiç? Korkuyorum ben. Bir an geliyor, nerden geliyorsa aklıma, zamanı geldiğinde, O karşıma çıktığında sevememekten korkuyorum. Yıllar önce içimde öldürülen şeylerin onunla canlanmamasından korkuyorum. Bana yaşatılanları yaşatmaktan korkuyorum…
0
Yorum
|
Çarşamba, Nisan 29
801
Yalnızım. Çocukluğumdan beri gerek kendi tercihlerim gerek hayatın ilerleyişiyle genelde yalnızdım. 2. sınıftayken kendi gölgemle konuştuğumu hatırlıyorum. Halbuki lojmanda bir sürü arkadaşım vardı. Oynayacak kimse olmadığında tırmanıp meyvelerini yiyebildiğim küçük bir ormanım vardı. Diğer çocuklarla takılmaktansa ağaçların üstünde olmayı daha çok seviyordum belki de.
Ancak dışarıdayken yalnız başıma bir şeyler yapmayı hiç sevmiyorum. Mesela yarın atlayıp arabaya tuz gölüne gitmek istiyorum. Bir keresinde yapmıştım bunu, çok sıkılmıştım. Gel gidelim dediğimde benimle gelecek arkadaşım yok ve bu çok yalnız hissettiriyor. Çok arkadaşlı, en azından yakın bir arkadaş grubu olan biri değilim. Bir zamanlar öyleydim ancak hayat ilerledikçe böyle şeyler değişiyor. Yakın arkadaşım diyebileceğim bir veya iki kişi vardır hatta. İnsanlarla zor anlaşan biri değilim ama çevremdeki her insanı da birlikte takılacak kadar sevemiyorum. Hatta takılmayı bırak sosyal medyada bile insanların saçma sapan davranışlarını görüp sinirlenmemek için çevremi dar tutuyorum. Sanırım hayatım boyunca böyle yalnız olduğum için sevdiğim kızı gerçekten seviyorsam ciddi bağlanıyorum, özlediğimde gerçekten özlüyorum, ayrıldığımızda gerçekten yalnız hissediyorum. Ancak ayrılıkların üstesinden gelme hızımla da hep kendimi şaşırtıyorum. Eminim bilseler onlar da şaşırırlardı zira hep "çok kötü olacağından korkuyorum" muhabbeti çevirdiler. Bunun üstüne düşünmüştüm önceden, sanırım yalnızlığa cidden alışık olduğum için, beni bırakanlar hep onlar olduğu için kısa sürede "diğer insanlar"a dönüşüyorlar ya da bana kısa geliyor bilmiyorum. Yarın gerçekten bir yerlere gitmek istiyorum. İçinde film olan makinemi ofiste bıraktım, bu birinci mazeretim. Birlikte gidip gördüklerimi gösterecek, aklıma gelenleri paylaşacağım bir arkadaşım yok, bu da ikinci mazeretim. Son sevgilimden ayrılalı ne kadar olduğunu hatırlayamıyorum, bir veya iki yıl sanırım. Ondan sonra biri daha vardı ama ondan yazılarımda hiç bahsetmedim, ciddi bir ilişki değildi, zaten çok da sürmedi. Ofistekiler soruyor "kız arkadaşın yok mu, gel sana bi kız bulalım" diye. Gel sana kız bulalım nedir yahu, direk karşı cinsi aşağılayıcı bir ifade gibi geliyor bana hep. Sevgilim olmaması değil, sevebileceğim birini bulamadığım için yalnız hissettiğim zamanlar çok oldu ama artık yalnız hissettirmiyor pek. Belki öncekilerin açtığı yaralar yüzünden belki de cidden önemli yönlerimin uyuşacağı birini bulmamın zor olduğu gerçeğine alıştığım içindir. "I'm just fine" demek istiyorum bu konuda. Yani hayatımın geneline bakacak olursak yalnız olduğum zamanlar olmadıklarımdan çok daha fazladır ve bu yüzden yalnızlığa alışığım. Çok şükür aile tarafında böyle bir yalnızlığım olmadığı için mutluyum. O değil de yarın yine evde oturcam, resmen forever alone'um ya.
3
Yorum
|
Pazar, Mart 29
800
2011 Mart'dan bu yana sadece 100 yazı yazabilmişim. O arada sanırım hayatıma 3 kişi girdi çıktı, tumblr açtım derken bu kadar az olması normal tabi. Zaten sevgilim varken yazamayan biriyim ben. Böyle 50 yazıda bir blogla alakalı bişeyler yazıyordum ama işte yazcak bir şey yok haliyle. Burayı yakın arkadaşlarım bile takip ederken onlar da takip etmez olduğundan sadece içimi boşaltmak istediğimde hep geri dönebileceğim bir yer olarak güvenli bir mağara gibi oldu burası. 900'e ne zaman varıyoruz bakalım.
4
Yorum
|
Pazartesi, Aralık 15
799
Bugün doğum günüm ve ben kaç yaşında olduğumu hep unutuyorum. Yılları kolay takip edebilen biri değilim ama sürekli tekrar eden bir tek bu var. Önceki doğum günlerimi düşünerek geriye gidebiliyorum biraz, o yönden yardımcı oluyor.
3
Yorum
|
Salı, Kasım 18
798
Ne istiyorum biliyor musun? Hep bir gün güzel bir başlangıç noktası bulup onun üstüne güzel olmasa da bir hikaye yazmak istiyorum. Her seferinde kendi ruh halimle alakalı şeyler yerine herhangi bir konuda hikaye yazabilmek istiyorum. Belki bir gün adam gibi bir senaryo yazacak seviyeye gelirim diye hayal ediyorum. İşin garibi yazmayı bu kadar çok sevsem de benim için en büyük motivasyon yatak ve laptop. Yatakta otururken kucağımda laptop ile saatlerce yazabilirim gibi geliyor. Ancak masaüstünde böyle değil, soğuk geliyor. Belki yataktayken cidden sıcak olduğum içindir.
Sonuç olarak tek sorunum konu bulmak sanırım. Onun dışında karşılaşacağım birsürü sorun olacak biliyorum ama bu başlamama engel olurken sonraki aşamalara geçemem ki. Belki de araştırma yapmalıyım bunun üstüne, ney nasıl yazılır öğrenmeliyim.
1 Yorum
|
Pazartesi, Ekim 27
797
Bazı şeyler var zihnimin derinliklerinde. Onları gömmek için ben uğraşmadım, aksine bunu yapmam için tiksindirildim onlardan. Şikayetçi de değilim bu durumdan aslında. Zaten o derinliklere yollayacaktım ama belki daha yavaş olacaktı.
İnsan çok garip, kötü hissettiği zamanları özleyebiliyor. O duyguların yoğunluğu yüzünden onlarla bir çeşit bağ kuruluyor sanırım. Aslında hayır, aynı duygular yüzünden değil. Ben sadece böyle karamsar olduğumda yazabiliyorum, yazmaktan zevk alabiliyorum. Şimdi de yıllardan beri ilk defa yatakta laptopum ile yatarken bir şeyler yazmak istiyorum ama olmuyor. İşte bu yüzden kötü hissetmek istiyorum, kendimi kandırmaya gerek yok. Bunu itiraf edince de tüm şevkim kaçtı ama sürekli yazmak istiyorum. Aynı duygular yüzünden değil dedim ama ciddiyim o depresif zamanları özleme konusunda. Özleme gibi de değil, dedim ya bir çeşit bağ kuruyorsun o ruh haliyle. Sonra bir şeyler oluyor alışıyorsun o haline ve unutmaya başlıyorsun. Hatta öyle bir seviyeye geliyorsun ki unuttuğun şeyler hakkında hayal kurarken yakalıyorsun kendini, sonra kendine geliyorsun, uykun kaçıyor bari yazı yazayım diyorsun. Sonra ortaya böyle darma dağınık yazılar çıkıyor. Cidden, yayınlamasam bile olur bunu aslında.
3
Yorum
|
796
"Şurada çalışsam ne güzel olur" diye başka bir şirket için hayal kurduğumu hatırlamıyorum ama şaka maka bu hayali sadece benim değil başkalarının da kurduğu bir şirkete gidiyorum lan! Saatlerce süren mülakatlardan ve şu anki iş yerimden aldığım yıllık izinin içine gizlediğim birkaç günlük deneme süresinden sonra işi kaptım.
Neredeyse her haliyle memnun olduğum işimi bırakıp riskin kucağına atladım. Doğru karar verip vermediğimi bilmiyorum. Belki de biliyorum ama görmek istemiyorum, zaman gösterecek. Hayalini kurduğum işin peşinden hazır beni böyle kritik karar almaktan alıkoyan insanlar veya durumlar da yokken koşmazsam (uzun vadede sonuçlarını tam kestiremesem de) ilerde pişman olacakmışım gibi hissediyorum. Risk alabilme fırsatını kaçırmak istemedim yani. Çünkü benzer bir fırsat tekrar karşıma çıkacak mı, çıkınca o riski göze alabilecekmiyim bilmiyorum. Bir de artık zor şeylerin üstüne üstüne gitmeyi seviyorum sanırım. Her şey monoton ilerlerken şu an kendimi o kadar değişken bir duruma soktum ki kendimi sürekli geliştirmekten başka hiç bir seçeneğim yok. Olmasını da istemiyorum çünkü yeni işim bunu gerektirmese bile yeni şeyler öğrendikçe yükseldiğimi hissediyorum, bunun tadını alınca da bırakmakta zorlanıyorsun. İnsanın hayatta kazanabileceği en değerli şeylerden biri olan "bilgi" sonuçta. Hatta zaman harcayarak öğrenildiği için zamandan bile değerli. Bu bilgiler belli bir seviyeye ulaşınca ortaya bir şey çıkarma dürtüsü oluşuyor ve bu sefer bunları gerçekleştirebilecek fırsatım olacağını düşünüyorum. Bunun için eskisi gibi gün boyu götümü yayarak oturma kıvamına gelmekten kaçıp sürekli diken üstünde, sürekli bir şeyler öğrenip düşünmeye zaman ayırmak istiyorum. İnşallah tüm bu hayallerimi gerçekleştirebilirim. İnşallah pişman olmam... Hayırlısı.
0
Yorum
|
Pazartesi, Eylül 22
795
Bilgisayarın derinliklerinde son 4 yıllık msn konuşmalarını buldum. Hepsini hızlıca gözden geçirdim, o insanların çoğuyla artık konuşmadığım gibi kimisinin de kim olduğunu bile hatırlamıyorum. O kadar ilginç ki... Okuduğumda 1 yıl önce çok etkileneceğime emin olduğum şeyler şimdi çok sıradan geliyor. Birkaç yıl öncesiyle şimdiki düşüncelerim arasında bu kadar fark olması şaşırtıyor beni. Şaşırmak anlamsız ama işte karşında o zamanki düşüncelerini görünce elinde olmuyor.
Bir zamanlar hayatımın merkezinde olan insanla yaptığımız konuşmaları, tartışmaları okuyana kadar öyle şeyler yaşadığımı bile unutmuşum. Bunu daha önce de benzer şekilde fark etmiştim. Hani insan "neden sürekli aynı hataları yapıyorum" diye soruyor ya, işte bu yüzden sanırım. Hatırlaman gereken tecrübeleri de Onunla birlikte hafızanda bastırırsan aynı yollardan gidip aynı hataları işlersin, bu kadar basit. Yalnız sırf hatıralarımdan çağıramadığım anılar barındırıyor diye silmek istemiyorum. Beynimin yedeğini silecekmiş gibi geliyor ama yine de silerim. Oturup hepsini baştan okuyacak değilim ne de olsa.
0
Yorum
|
Pazar, Eylül 21
794
Bazen o kadar sıkılıyorum ki depresyona girdim zannediyorum. Belki gerçekten de depresyondayımdır. İşe gidiyorum, hiçbir şey yapmadan dönüyorum. Belki elimde beni heycanlandıracak bir proje olmadığındandır. Sorsan elimde 3 ayrı yapılacak listesi var ama hiçbirini yapmak istemiyorum. İstediğim zaman da ise yapmam gereken başka işler yüzünden başlayamıyorum. Bu yüzden o yapmam gereken işi de savsaklıyorum, boşa vakit geçiriyorum. İşten çıkıp eve gelince de vakit öldürmekten başka hiçbir şey yapmadığım gibi bazen vakit bile öldüremiyorum. Artık oyun oynamak da o kadar zevk vermiyor.
Bunları da geçen gün işten çıkarken arkadaşa "hiç eve gitmek istemiyorum, hiçbir şey yapmak istemiyorum. Bu ne lan depresyona mı girdim yoksa ben" dediğimde farkettim. Depresyon diyince aklıma çok üzülecek bir şeylerin olması yüzünden hiçbir şey yapmak istememek gibi şeyler geliyor aslında ama öyle çok üzüleceğim bir şey de yok çok şükür. Asıl sorunum amaçsızlık heralde. meh...
5
Yorum
|
Cumartesi, Ağustos 30
793
Kendimi bu duruma nasıl soktuğumun farkındayım. Beklemediğim bir anda karşıma çıkan web üstüne bir işe "yaparım" diye başvurdum ve süpriz gibi kabul edildim. Ancak yaparım diye değil "yapıyorum" diyebildiğin işe başvurmak gerekmiş.
Aslında çok garip, böyle neredeyse her karşılaştığım konuda 1 saat araştırma yapıp sonra yapmaya girişip yaparken gecen sürenin yarısını da araştırmayla geçirir olmuştum. Resmen kendimi geliştirmem için para ödüyorlar. Bunun da farkında olduğumdan yeri geldiğinde fazla mesai demedim geniş geniş çalıştım. İşe gireli 1 yıl oldu yalnız şimdi düşünüyorum da 1 yıl boyunca birilerinden çok çok az yardım alarak ilerledim, ne gerekiyorsa kendim araştırdım. Ancak araştırarak edinilebilen bilgiden ziyade yeni bir alanda işe başlıyorsan sana o alanda deneyimli biri lazım. İşin inceliklerini, en mantıklı yollarını bilen biri olmalı ki internetten alamayacağın bilgileri alabilmelisin. Böyle biri yok tabi bende hala. Benden ne isteniyorsa, ne yapıyorsam hep kendi kendimi geliştirerek ilerliyorum ki aslında bu bir bakıma akıl hocasına sahip olmaktan daha değerli. Daha çok vakit alıyor evet, yaptığım işler de kusursuz olmuyor ama kendimi geliştirirken resmen en taşlı yoldan ilerliyorum. Tabi işverene karşı bu konularda, nelerde zayıf olduğumda, gayet dürüst olduğum için onlar da ben de memnunuz şu durumdan. Yok o kadar memnun değiliz tabi ama idare ediyoruz. Yine de bazen sıkılıyorum lan ingilizce okumaktan. Mesela şuan hostingimizi değiştiricez o yüzden araştırdım reseller hosting aldım bir tane, nasıl kullanılacak ayrıntıları neler öğrenmek birkaç saat alacak ama çok sıkılıyorum lan. Yani şimdi sistemi inceliycem de bilmediklerimi araştırcam da wuhuu beybi... Cumartesi akşamı yapıyorum bunları ki pazartesine wordpresi lokalden bu servera migrate etmem gerek. Yaparım yapmasına da işte birine abi reseller hesap kullandın mı hiç şunun olayı ne diye sormak çok daha kolay işte, onu diyorum. Yapabilirim diyordum kendime, yapabiliyorum da zaten ama başından beri yapıyorum diyemediğim için yavaş ilerliyorum. Yine de geçen zamanda anladım ki benyapıyorum diyebilsem bile gerçek manada hiç içime sinmeyecek bu. Çünkü ben fotoğrafta da böyleydim, kendi çektiklerimi hiç beğenmeyerek en iyiye en kusursuza sürekli ilerlemeye odaklıyordum kendimi. Yazıyı da buraya kadar okumuş olan biri varsa oyalanmak için yazdığımı artık anlamıştır sanırım. O değil de ben ne öğrendiğimi. ne yaptığımı ettiğimi yazmak için blog açıcaktım o noldu ya? Unutmuyum bunu bak.
1 Yorum
|
Cumartesi, Ocak 25
792
Bayadır yazmıyorum da, yazmama gerek yokmuş. Şey gibi, hani böyle sağlığı, mutluluğu kaybedince farkedersin ya, aynı bunun gibi yazmaya ihtiyacım olmadığında aklıma bile gelmiyor. Ben anlatamadım sanırım ama anlaşılmıştır.
Hazır yazıyorken araya birşeyler kaynatayım bari. Keyif kaçıranların üstüne başka keyif kaçıranlar daha çıkıyor arada ama 1 gün sürüyor verdikleri rahatsızlıklar. İnsanları daha kolay siler olmuşum ben. Bir insana vereceğim şansların sayısının çok azalması insanlara güvenimin çok azalması anlamına gelmez mi? Ben bunun olmasını hiç istememiştim... neyse. Bir de, aynı bıkkınlıktaki iki insanın birbirlerinden çekinmeleri dışardan bakınca hüzünlü olabilir ama içerden bakınca çok çaresiz be.
0
Yorum
|
Perşembe, Kasım 14
791
Lan olum! Önce senin için o yönde bir şey düşünmüyorum gibi "friendzone" muhabbetleri çevirip sonra ben aşık oldum demek nedir ya? Yemin ederim düzgün insana denk gelemiyorum. Arkadaş olayım, normal muhabbet edeyim dediklerim bile 1-2 aya bu yüzlerini göstermeye başlıyor. Hayır nerede yanlış yapıyorum da böyleleriyle karşılaşıyorum onu da anlamıyorum ki. Kınamak da istemiyorum sonra benim başıma geliyor aynısı ama cidden bu nedir ya. Şaka diye kıvırması bile yetmedi tüm keyfim kaçtı be.
0
Yorum
|
Çarşamba, Ekim 9
790
Şaka maka ben “hoşlandığı kızın yanında aptallaşan adam” olmuşum ya lan! Normalde
ilişki içindeyken etrafımdakileri görmem ama şimdi çıktım ve kafamı temizleyip kendime
gelince etrafımdakilerin farkına vardım. Vardım varmasına da arkadaş herkesin
mi sevgilisi olur lan! Bak 100 kişilik şirket diyelim, 30 tanesi erkektir ve
ben bunu diyebiliyorum, düşün artık. Zaten iş dışında sosyal hayatım yok
denecek kadar az. Bir de bunun üstüne hoşlandıklarımın çoğunun zaten sevgilisi
var veya bana göre değiller. Pazardan mal seçermiş gibi çirkin oldu böyle
diyince de.
Önceki deneyimlerimden aldığım derslerden sonra zaten sevgilisi olanla muhabbetten kaçıyorum ben. Böyle diyince de Scrubs’ın bir bölümünde JD’nin yüzük takan kadınları görmediğini fark ettiği bir bölüm vardı o geliyor aklıma sürekli. Ben de eğer sevgilisi olduğunu öğrendiysem anında siliyorum kızı, anca merhaba merhaba. En son ilk gördüğüm andan beri çok tanıdık gelen birisi vardı. Sessiz sakin bir şey bu ya derken aslında nasıl eğlenceli olduğunu gördüm. Üstüne sevgilisinden ayrıldığını öğrendikten beri her gördüğümde ne yapacağımı şaşırıyorum arkadaş ya. Her zamanki gibi akışına bırakıcam da ne zaman aynı ortama girsek mallaşıyorum ona bir şey yapmak lazım işte.
0
Yorum
|
Salı, Ekim 1
789
Bir aya yakın bir süredir friendzone savaşı içindeyim ve sanırım ben
kazandım. Karşı taraf gerçekten ne düşünüyor, geyiğine mi yapıyor net şekilde
anlayamıyorum, o yönden özürlüyüm zaten, ama benim düşüncem arkadaşlıktan öteye
hiç gidemedi, gitmesini de pek istemedim sanırım. Neyse, aralıklarla süren
karşılıklı en “friendzone”a yollama ataklarından sonra son sözü ben
söylediğimden kendimi kazanan ilan ediyorum, utanmadan.
Her ne kadar işyerinde arkamızdan “iyice yakınlaştı bunlar, ikisinin de sevgilisi yok zaten” diye dedikodular çıksa da hayatım boyunca olduğu gibi iyi anlaştığım insanlarla olaylar ilerliyor ve sonunda hepsini kaybediyorum, tekrar aynı şeyleri yapmaya hiç niyetim yok. Ancak şöyle bir durum var, onun departmanından başka birine çok fena olmasa da baya bir kafayı takmış durumdayım ve bu savaştan sonra hala “çok yalnızım” demesi yüzünden falan yardım da isteyemiyorum. Normalde zaten istemem de aynı ortama girmek zor oluyor asıl sorun bu işte.
0
Yorum
|
788
Bazen garip ruh hallerine giriyorum. Depresyon gibi desem
değil, daha çok bunaltı gibi hissettiriyor. Böyle yapılacak bir şeyler varmış
da yapamıyormuşum veya üşeniyormuşum gibi. Ancak bunun asıl adı heyecan
sanırım. Sürekli bir heyecan hali, bir şeyler yapmam gerekiyormuş hissi… Dışım
sakinken içimde hiperaktif bebeler tepiniyor adeta.
Bunu tetikleyen bazen bir film oluyor, bazen bir insan oluyor… net bir şey yok sanırım. Ancak ne kadar heyecanlandırırsa heyecanlandırsın sonucunda bir şey çıkaramadığımdan bu bunaltı hissi çıkıyor meydana ve en çok etkili olan bu his maalesef. Resmen kafan kabarmış, dışın çömelmiş gibi oluyorum böyle zamanlarımda ama yine de sürekli bir şey hissetme halinde olduğumdan iyi sanki?
1 Yorum
|
787
Düşününce şaşırıyorum, yanımda bana yakından destek olacak kimse yokken hiç kurtalamam sandığım düşüncelerden ve ruh halinden o kadar kolay kurtuluyorum ki. Şaşırmanın yanında rahatsız bile ediyor biraz.
Kısa süre dediysem en az ilişkilerin iki katı kadar bir süre oluyor bu ama yine de kısa geliyor işte.
0
Yorum
|
Perşembe, Eylül 12
786
Aslında yazmak istemiyorum. En sonunda başından beri bunu istediğimi anlayabildim. Ben aylardır düşündüklerimi aslında yazmak istemiyorum. Ben bu konuda yazmak istemiyorum. Bazı şeyleri tahminimden daha çabuk üstümden atmama rağmen kendi kendime yazmalıyım diye eziyet ettim. Ancak ben sinirle bir şeyler yapmak istemiyorum ki. Ne yaptıysam hayırlı bir sonuç çıkmadı bunlardan. Bu yazılarda yazacaklarım da sinirli olacaktı. Ben asla istemedim böyle yazmayı. Ben asla nefret edercesine suçlamaları, içimdeki tüm sitemleri yazıya dökmek istemedim aslında. İlk zamanların acısıyla düşündüklerimi ve önceden göremeyip düşünürken fark ettiklerimi, bunların bende biriken yükünü boşaltmak için "yazmam gerekiyor, kendimi rahatlatmam gerekiyor" diye o kadar şartlandırmışım ki kendimi bunu anlamak istemedim.
Alakasız bir anda aslında yazmak istemediğimi fark ettiğimde o kadar rahatladım ki... Yazmama gerek yok, "her şey" beynimde gereken yerlerinde unutulana kadar bekleyecek. Evet, yazmak istemiyorum ama istediğimi bildiğim birkaç şey var; Ben, hayatımda hiç bir anda kendimi bu kadar utandırmadım, hiçbir zaman gururumu bu kadar hiçe saymadım, hiçbir zaman. Ancak bir an geldi ki kaybedecek bir şeyin kalmadığı an. İşte o anda kendimi cezalandırmak için bu kadar düştüm, onurumdan başka her şeyi harcadım. Kendime ettiğim "zulüm" zaten geri dönülmez şekilde mevcuttu. İşte o anda kendimi tamamen silip yerime yenisini yazmak istedim. Şuan kendimi düzeltebilmenin gücü olmasa ve bu verdiğim kararın dolaylı yoldan bana gösterdikleri olmasa ne durumda olacağımı hayal bile demiyorum. Zaten artık "olasılıkları" da görebilmeyi unuttum. Bu kendimi silme anında başka birini bencilce rahatsız ettim. Öyle bir haldeydim ki geçmişte nasıl biri olduğumu unutmuştum. Şimdi komik geliyor böyle söyleyince ama hala hatırlayamıyorum ben bunu. Bunu en iyi bilebilecek, o geçmişte en yakınımda olan insanı, ilişkimi bıçak gibi kesip yıllarca "gerçekten" aramadığım o insanı bencilce arayıp resmen geçmişi hatırlaması için rahatsız ettim. Kendimi en çok utandırdığım anlardan biriydi bu. Okuman pek olası değil sanıyorum ama özür dilerim senden, gerçekten. Şimdi ise hiçbir şey hissetmiyorum. Hiçbir şey için hiçbir şey hissedemiyorum. Ne de olsa defterin ölümünü görüp ölmedim mi?
2
Yorum
|
Cuma, Temmuz 19
785
Yazmaya başlayacaktım, nihayet. Sonra yine durdum. Beynimde dolanan tüm düşünceler, kalbimdeki tüm duygular öyle karışmış durumda ki. Ben bunları sıraya koyup öyle yazabileceğimi sandım. Mümkün değil böyle bir şey yapabilmem, sonunda anladım. Yazıcam, ancak şimdi değil. Bugün daha önemli işler var.
0
Yorum
|
Pazar, Haziran 23
784
Öyle şeyler var ki, bazen yürürken düşünüyorum bunları. Düşündükçe ağırlıkları gerçek anlamda omuzlarıma çöküyor, yavaşlıyorum, yere çökmemek için dizlerimin kuvvetini sağlamaya çalışıyorum. Bunun gerçek olabileceğini hiç düşünmemiştim.
Eskiden, "küçükken" hayatımın öneminin bu kadar farkında olmadığımdan sanırım daha vurdum duymazdım.
0
Yorum
|
Perşembe, Haziran 20
783
Yarına bitirmem gereken işi tamamlayamadım. Ancak artık ertelemek istemiyorum. Her zamanki yatma saatim geçti, yatağıma oturdum ve bilgisayarı kucağıma aldım. Ekranın beyaz ışığından gözlerim yanıyor ve heyecanlıyım. Ne oldu da yazmak beni bu kadar heyecanlandırdı. Halbuki aylardır alıştığım gibi birisinin okuması için de yazmıyorum. Yazmamaya kendimi zorlayarak ara vermek bu işe yaradı sanırım.
Bir de bugün birisi ona yazdığım uzun cevabın çok akıcı olduğunu, okumaktan zevk aldığını söyledi. Uzun zamandır yazıma böyle iltifat edilmemişti. Açıkçası yazım üstüne öz güvenim sürekli bir düşüş halindeydi. Üstüne sürekli uzun yazdığım için şikayet duydum. Bu çok da önemli değil ama özenmeme rağmen el yazımın da özensiz olduğunun yanında duyduğum tek şey bu olunca, haliyle... Bunun öncesinde ne olmuştu? Neden blog açmıştım? Biraz ertele bunu soruları. Düşünüyorum, düşündükçe hayatıma giren insanlar, yaşadıklarım o kadar birbiriyle bağlantılı ve korkunç derecede benzer ki! Artık bundan sonra tanışacaklarım ve yaşayacaklarım da bunlarla bağlantılı olacak diye varsaymadan edemiyorum. Elbette olacak değil ama olursa da ben şaşıracak değilim. Tekrar sorulara... Neden blog açmıştım? Lisedeki sevgilimle yazışmalarımızda yazmaya alışmıştım, sonra onun ısrarıyla günlük tutarak yazmaya başladım. Ayrıldıktan sonra bir süre bıraksam da yalnızlıktan, içimi dökme ihtiyacından geri başladım. Sonra internette yazabileceğimi fark edince 2008 Haziranında burayı açmıştım. 6 yıl. 19 yaşındaymışım! Peki ondan sonra ne olmuştu? Ne oldu da yazım hakkında öz güvenimi kaybettim? Blog sayesinde Pijamalı kontesle tanışmıştım. Hayır fotoğraf sayesinde tanıştık, blog ile yakınlaştık. Düşüncelerim değişti, hedeflerim yavaş yavaş belirlendi, daha çok düşünmeye başladım. Artık başlarda o çok sevdiğim kısa yazılarıma ulaşamaz oldum. Ne zaman yazmaya başlasam açıklaya açıklaya uzatıyordum, açıklayan adam olmuştum. Bunun üstüne yazma ihtiyacım zamanla azaldı çünkü yalnızlığımı paylaşmıştım. Tabi çok uzun sürmedi bu. Ondan sonra ise yazmaya devam etsem de o kısa yazılarımı hep özledim. Üstüne üstük aklımdakini cümle yapısıyla birlikte düşünerek yazabilirken artık yazıyor, okuyor, cümlenin içinde bir şeyleri değiştiriyor, cümlelerin sırasını değiştiriyor, istemeden bunun gibi bir sürü saçma sapan şey yapıyordum. Böyle olunca haliyle yazmak eziyet haline gelmişti. Sonra ne oldu hatırlamıyorum ama bir süre böyle devam ettim. Sonra Tumblr açtım, yaklaşık bir sene sonra da tam benim bu blogu açtığım yaşımda biriyle tanıştım. Bana defterini verdi, deftere yazmaya başladım ve öyle sevdim ki. Üstelik sadece ona yazıyordum. Sadece onun okuyacağı şekilde yazıyordum. En güzeliyse kalemle yazıyordum, bunun verdiği hissi çok sevmiştim, aynı lisede yazdığım zamanlar gibi... Nisan ayı boyunca yazmaya ara vermiştim ve sanırım doğru bir karar vermişim. Buradan daha uzağa gitmeye de şimdilik gerek yok. Burayı özledim demiştim. Özledim çünkü artık takip eden kaldığını pek sanmıyorum. Sanki terk ettiğim evime dönüp de bahçede büyümüş yabani otları temizlemeden, gece ışıkları yakmadan, sadece yere uzanıp kendinle konuşurken güvende hissetmek gibi. Kimsenin yorum yazmasını bile istemiyorum. Halbuki eskiden niye yorum yazmıyorlar diyordum. Özellikle O'nun burayı okuyacağını sanmıyorum, en büyük rahatlığı bu veriyor. Bunları yazarken sarılır gibi hissettim, cidden özlemişim lan.
1 Yorum
|
Pazartesi, Mayıs 27
782
Burayı çok özlüyorum. Bir süredir yazmaya ara verdiğimden yazmayı da çok özledim. Sürekli erteliyorum yine. Şu bitsin ondan sonra, bu da bi geçsin kafamı toplayayım ondan sonra derken yazamıyorum. Biraz da yazacağım yazı uzun olacak, hatta bir gün değil bir hafta bile sürebilir herşeyi sistemimden atarcasına yazmak. Asıl erteleme nedenim bu. Aylardır düşünüyorum ve bunların çoğunu unttum bile. Sadece erteliyorum.
Burayı çok özledim. Lafta değil, gerçekten çok özledim!
0
Yorum
|
Pazar, Mayıs 26
781
Yazacağım o kadar çok düşüncem var ki. Arkasında duracağım düşüncelerim de var, kimsenin bilmesini istemediğim düşüncelerim de. Hiç değilse görece en gizli yerim burası, buraya yazayım da başkaları empati yapar belki diye düşünmeyeceğim düşünceler bunlar.
En azından tumblr'a bir şeyler yazabiliyorum. Arkasında korkmadan duracağım, söylemekten çekinmediğim düşünceleri... Çok üzgünüm. Bu sefer hemen unutmak istemiyorum. Sonuna kadar acısını çekmek istiyorum ki ders alabileyim. Bu mal kafama artık bir şeyler girsin istiyorum. Tekrar aynı hatalara düşüp, hata yaptığını bildiğin halde o hataya devam etmemeyi öğrenmek istiyorum. Tüm bunlar yüzünden o eskiden unutmak için "her şeyden" kendimi soyutladığım, küçücük bir dönüş yapmaya bile cesaret edemediğim şeyler de aklıma geliyor hep. Acı üstüne acı, pişmanlık üstüne pişmanlık. Pişmanım, üzgünlükten ziyade pişmanım.
0
Yorum
|
Cuma, Şubat 15
780
Son 1 yıl içinde sadece 2 yazı yazmışım. Son yazdığım yazılara
baktım da hepsi depresif zamanlarda bir şeyleri dışa vurup rahatlamak için
yazılmış şeyler. Neyi neden yazdığımı bile hatırlamıyorum.
Şimdilerde mutluyum çok şükür :) (hiç yapmam ama yazıma
gülücük koyup parantez açacak kadar) Tam karamsarlığın diplerine doğru
ilerlerken neredeyse son anda, hem de tam hiç bulamayacağımı düşünerek
karamsarlığa kapıldığım, tam hayallerimdeki gibi bir kız tarafından kurtarıldım
bu durumdan.
Ayrıca o şehir şehir gezip 3-4 ay dışarıda kalıp hastaneler
kurduğum işimden ayrıldım, başka bir iş buldum. Yeni işimdeki müdürüm eskisinin
tam zıttı olarak profesyonel, mükemmeliyetçi tam benim kafada birisi olduğu
için istediklerini çok iyi anlıyorum, tam yapmak istediğim şeyler
yapabileceğimize inanıyorum. Onun dışında eski işteki abazan erkek sürüsü
ortamından kurtuldum haliyle. Yeni yerde bayan ağırlıklı olduğundan daha
rahatım, küfürlerin, osurukların havada uçuştuğu asker koğuşu ortamı olmuyor en
azından. Yeni işim iyi iyi.
Artık buraya yazacağımı çok sanmıyorum çünkü hem Tumblr var
hem de sayesinde deftere yazmaya başladım. En azından yılda 1 yazarım. Umarım 3
yıl sonraki yazım da tam şu an hayal ettiğim gibi olur :) O zamana kadar çok
çalışmam lazım.
Olduuu görüşürüz…
0
Yorum
|
Pazartesi, Kasım 26
779
Ne biliyor musun? İçimde her şey yerli yerindeyken küçücük
bir şeyin, bir duygunun, bir insanın başka duyguları, anıları tetiklemesini
sevmiyorum.
Aylardır uykudaymışım ve şimdi uyanmışım gibi veya
anestezinin etkisinin birden geçmesi gibi yeniden hissetmeme yol açmasını
sevmiyorum.
Sonra tüm bunlar olurken bir otel odasında yalnız başıma
otururken göğsümün tam ortasında patlamış ama basıncı dışarıya çıkamayan
bombanın etkilerini gidermek için ne yapacağımı şaşırır durumda buluyorum
kendimi, kesinlikle bunu da sevmiyorum.
"Yalnız" olmayı sevdiğime inandırıyorum kendimi
çoğu zaman, belki küçük yaştan beri genelde yalnız hissettiğimden kolay oluyor
ama kendimi sürekli bir şeylere inandırmayı da sevmiyorum.
Tüm bunların çözümünün aslında şaşılacak kadar kolay
olmasına rağmen o kadar da uzak ve belirsiz olması.
Ya da ben her şeyi bambaşka yorumluyorum…
2
Yorum
|
Salı, Ağustos 14
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
|